25 Ağustos 2009

Güney Kore’nin Pyeongtaek kentindeki Ssangyong Motors Şirketi grevi, 77. gününden sonra 5 Ağustos’ta sona erdi. 22 Mayıs’ta küçük otomobil fabrikasını ele geçiren ve fabrikayı sürekli tekrarlanan yarı-askeri saldırılara karşı savunan 976 işçi açısından, Ssangyong yöneticisi Park Young-tae ile yerel sendika başkanı Han Sang-kyun arasında imzalanan anlaşma, neredeyse tam bir yenilgiyi temsil ediyor. Daha da kötüsü ise bu teslimiyeti düzinelerce işçinin polis tarafından tutuklanıp sorgulanmasının izlemesi oldu ki bunun ardından da muhtemelen Kore Metal İşçileri Sendikası’na karşı 45 milyon dolarlık muazzam bir para cezası davasının açılması ve tek tek grevciler hakkında grev sırasında oluşan zararlar için açılması muhtemel olan davalar izleyecek. Koyu sağcı Lee Myong Bak başkanlığındaki Güney Kore hükümeti, son bir buçuk yıldır süren popüler protestolar karşısında elde ettiği bu en son ve en dramatik “ezici” zafer ile büyük sermaye lehine yüzsüzce oynadığı role yönelik her türlü potansiyel direnişi ezme niyetini gösterdi.

Ssangyong grevi, Birleşik Krallık’taki en son Visteon direnişinde ve dünya çapında yeniden yapılanan otomobil sanayinde yaşanan çatışmalarda görülen dinamikleri birçok biçimde tekrarladı. Bir yanda, açıkça bir fabrika ele geçirme ve işgal eylemini; öte yanda işgalin hemen ardından fabrikanın polise, çetelere ve serseri gruplarına karşı şiddetli biçimde savunulmasını içeren bu mücadele Güney Kore’de uzun yıllardır yaşanan bu tür ilk mücadeleydi. Bu direnişin yenilgiye uğramış olması, yıllara yayılan uzun bir yenilgiler dizisinin bir parçası olarak, gelecekteki direnişler açısından hiç de hayra alamet değil.

Ssangyong Motors Şirketi üç yıl önce, şu anda mülkiyetin yüzde 50’sini elinde bulunduran, Çin’in Shanghai Automotive Industury Şirketi tarafından satın alındı. O dönemde, (Seul’den 45 dakika uzaklıkta olan) Pyeongtaek tesisinde 8700 çalışan mevcuttu; grev başladığı sırada ise sadece 7000 işçi vardı. Şirket, Şubat ayında yeniden yapılanma önererek ve Pyeongtaek fabrikasını, iflastan kurtulmak için alınacak yeni krediler için karşılık göstererek, iflas başvurusunda bulundu. Mahkeme, şirketi yeniden kara geçirmek için yeterli sayılan bir işten çıkarma listesini içeren iflas planını onayladı.

Yönetimin stratejisi uzun vadede personel sayısını düşürürken, teknolojiye Çin’deki faaliyetleri açısından el koymak gibi görünüyor. Shanghai Automotive, satın aldığından bu yana Ssangyong Motors’da hiçbir yeni yatırım yapmadı ve sadece birkaç yeni araba modeli çıkardı. (Güney Koreli savcılar Çin’e yapılan teknoloji transferinin yasallığını sorguluyorlar, çünkü söz konusu teknoloji, Güney Kore hükümetinin teşvikleriyle geliştirildi ama hükümet bu konuda hiçbir yasal işlem yapmadı.) 2008 Aralık ayında bu teknoloji transferini protesto eden kısa bir iş bırakma eylemi de gerçekleştirilmişti.

İflas mahkemesinin aldığı kararın ardından, Nisan ayında fabrikadaki işçiler beklemekte olan işten çıkarmalara karşı tepkilerini uyarı grevleriyle gösterdiler. Bu tepkiler işten atılan işçilerin listesinin açıklandığı 22 Mayıs’ta, 1700 işçilik bir greve, fabrikaya el konulmasına ve işgale dönüştü. Grev, üç temel talep üzerinde odaklanıyordu: 1) İşten çıkarmaların 2) geçici çalıştırmanın ve 3) taşeron çalıştırmanın son bulması. Şirket, 1700 işçiyi erken emekliliğe zorlayarak 300 geçici işçiyi işten attı.

Ssangyong işçileri, Kore Metal İşçileri Sendikası’nda (KMWU) örgütlüler ve fabrikada ortalama 15-20 yıldır çalışıyorlar. Kadrolu bir işçi yılda yaklaşık 30 bin won (25 bin dolar) kazanırken; geçici işçiler aynı iş için yaklaşık 15 bin baz ücret alıyorlar. (Güney Kore’de baz ücret, kadrolu işçiler için sosyal yardımları da kapsayan maaşların sadece bir bölümünü oluşturuyor. Ayrıca genelde haftada 10 saati bulan fazla mesailer, çoğu işçi tarafından gerekli bir gelir desteği olarak kabul ediliyor, hatta arzu ediliyor).

Haziran ayı ortalarında, yaklaşık 1000 işçi işgali sürdürüyor, yiyecek ise eşleri tarafından sağlanıyordu. İşten atılmayan yaklaşık 5000 işçi evde oturmaya gönderilmişti ve yaklaşık 1000 gözetim personeli de, işgal başladıktan sonra araba üretimi yapılmamasına karşın, temelde makine bakımıyla uğraşarak grev kırıcılığı yapıyordu.

İlk haftalarda Pyeongtaek’te çok az polis vardı. Bu durum da en azından kısmen, Güney Kore eski başbakanı Noh Mu Hyeon’un yakın zaman önce intihar etmesinin ardından mevcut, sağcı Lee Myong Bak hükümetine karşı yükselen öfkeyi ifade eden büyük çaplı gösterilere sahne olan politik krizin devam etmekte olmasından kaynaklanıyordu. 2007 Aralık ayında hızlı bir ekonomik büyüme programı vaadiyle seçilen, sürekli olarak bariz bir biçimde zenginleri kayıran önlemler alması ve dünya krizi gibi olgular nedeniyle kredisi zaten bir ölçüde sarsılmış olan Lee hükümeti, ilk başta, yaklaşık bir milyon kişiyi harekete geçiren bu gösterilerden yayılan derin öfke karşısında geri çekildi. Noh’un cenazesinin daha da büyük bir öfkeyi kışkırtarak daha çok insanı sokağa çıkarmasının ardından, isyan bastırma polisini öne çıkartan hükümet, ilk başlarda, Pyeongtaek fabrikasına erken bir saldırı başlatarak daha da fazla yıpranma riskini göze almadı.

16 Haziran’da, fabrika kapılarının dışında toplanan 1500’ü aşkın insan greve karşı büyük bir gösteri düzenledi. Gösteriye başta 1000 gözetim personeli, 200 kiralık serseri ve işten çıkarma listesinde yer almayıp grevi desteklemeyen 300 işçi katıldı. 400 isyan bastırma polisi gösteriyi hiçbir şey yapmadan seyretti. Sonra işgalci işçiler ve destekçilerinin saldırmasından korkarak serseri gösterisini yasa dışı ilan etti.

Serseri güruhunun yürüyüşü sırasında, Kia Motor şirketi gibi yakınlarda bulunan kimi fabrikalardan gelen yaklaşık 700-800 işçi, kısmen. KMWU tarafından gönderilen bir kısa metin mesajına yanıt olarak, Ssangyong fabrikasını savundu.

İşgalci işçiler fabrikayı yeniden ele geçirmeye yönelik polis girişimleri karşısında, demir çubuk ve Molotof kokteyli stoklayarak silahlı savunma planlarını başlattılar. Ayrı bir geri çekilme planı olarak da, (tahminlerine göre) yanıcı malzemelerin polisi göz yaşartıcı gaz bombası atmaktan ve ortalığı tutuşturmaktan alıkoyacağı boyahane bölümünde yoğunlaşmaya hazırlandılar. (Bu hesap göreceğimiz gibi doğru çıktı, ama nihai olarak işe yaramadı).

İşgale katılan ve sendikada kritik bir rolü olan eylemcilerden birisiyle konuştum. Ona göre, KMWU grevi kontrolü altında tuttu. Ancak, sendikaların Birleşik Krallık’taki Visteon direnişinde ve ABD otomobil sanayinin dağıtılmasında oynadıkları rolün tersine, KMWU, fabrikayı ele geçirme ve silahlı savunma hazırlığı gibi yasadışı eylemleri destekledi. Öte yandan, şirketle yürütülen müzakerelerde, işten atılmaların durdurulması talebine odaklandı ve herkes için iş güvenliği ve taşeron çalıştırmanın yasaklanması taleplerini daha geri plana attı.

Fabrika işgalinin merkezinde, her birinde 10 işçinin bulunduğu ve eylemleri koordinasyon içinde yürütmek için birer delege (chojang) seçen 50-60 taban grubu vardı. Aynı eleştirel eylemciye göre, bu chojanglar en savaşçı ve sınıf bilinçli işçilerdi.

Ssangyong grevi ilk başta, Güney Kore hükümetini geri çekilmeye zorlayan olumlu politik havadan yararlandı ancak hükümet, dünya otomobil sanayindeki kriz ve genel olarak dünya ekonomik krizi nedeniyle yeniden saldırıya geçti. Yakınlarda bulunan Kia Motor Şirketi fabrikası da kriz önlemleri ile ilgili önemli bir müzakere sürecinin ortasındaydı ve GM-Daewoo, GM’nin (General Motors) dünya çapındaki reorganizasyon çalışmalarının basıncı altındaydı. Tıpkı Visteon örneğinde olduğu gibi, 2006’dan bu yana zaten yolda olan bir yavaşlama söz konusuydu, hatta fabrika kapanma noktasına gelmişti.

Haziran ayı sonralarında, hükümet ve şirket, bekle-gör yaklaşımını terk ederek saldırıya geçti. 22 Haziran’da, 190 grevci hakkında ciddi davalar açılmıştı. Birkaç gün sonra, işten atılan ağır borçlu bir işçi intihar etti. Sosyal ve politik koşullar ağırlaşmaya devam ederken, okul öğretmenlerinden rahiplere kadar hükümeti eleştiren çeşitli grupların tepkilerinin hükümetin sağa kayışını güçlendirmesiyle birlikte, iktidardaki Haradang (Büyük Ulusal) Partisi önderliğindeki düzen güçleri, söz konusu muhalifleri Kuzey Kore sempatizanı diye karalamaya başladılar. Greve destek veren gösteriler Seul’de ve Pyeongtaek’te periyodik olarak gerçekleşti ama bunlara ancak bazen birkaç binden fazla insan katıldı.

Kiralık çetelerin, işten atılmayan işçiler arasından seçilen grev kırıcıların ve isyan bastırma polisinin fabrikaya girmeye çalıştığı 26-27 Haziran’da, fabrikaya yönelik ciddi hükümet ve işveren saldırısı başlamış oldu. Birçok insanın yaralandığı şiddetli çatışmaların ardından yönetim ana binayı ele geçirdi. İşgalci işçilerse, yukarıda belirtilen stratejinin bir parçası olarak, boyahane bölümüne çekildi. (Ocak ayında, Seul’de beş kişi polisle yaşanan bir çatışma sırasında patlak veren bir başka yangında ölmüş ve bunu haftalarca süren bir öfke patlaması izlemişti).

Bir sonraki gün, şirket, yeterince şiddet yaşandığı yolunda bir açıklama yayınladı, ama aslında bu, inatçı işçi direnişinin tanınmasından başka birşey değildi ve polisle çeteler geri çekildiler. Şirket, hükümeti müzakerelere doğrudan katılmaya çağırdı.

Ssangyong direnişini yalıtmayı ve grevi kırmayı hedefleyen 26-27 Haziran saldırısından sonra, fabrika dışındaki dayanışma eylemlerinin hedefi daha geniş bir destek inşa etmek haline geldi. Bu eylemler arasında, temelde Seul merkezinde ve Pyeongtaek bölgesinde bulunan aile örgütlenmeleri tarafından düzenlenen sokak kampanyaları ve KMWU tarafından civardaki metal işçilerinin Ssangyong fabrikasının kapısı önünde gösteriler yaptıkları 4 saatlik bir genel grev yer aldı.

Daha sonra, 1 Temmuz’da, fabrikanın suları kesildi, bu da sıcak ve rutubetli Güney Kore yazında, işçileri biriktirebildikleri kadar yağmur suyu biriktirmeye ve tuvaletler tıkanınca varillerden tuvaletler icat etmeye zorladı. Fabrikanın tüm girişleri kapatıldı ve müzakereler kesildi.

KCTU (Kore Sendikalar Konfederasyonu) 4 Temmuz ve 11 Temmuz’da, Ssangyong direnişini desteklemek için ülke çapında sendika gösterileri düzenledi. Ancak bu eylemlere katılım zayıftı ve KMWU önderliği fabrikaya yönelik saldırılara tepki olarak açıkça bir grev ilan etmekte tereddüt gösterdi. Eylemciler KMWU ve KCTU önderliklerinin daha ziyade, yakın gelecekte yapılacak olan sendika seçimleriyle meşgul olduklarını düşünüyorlar. (972 eylemci 11 Temmuz’da Seul’ün merkezinde bir günlük açlık grevi düzenledi). (Güney Kore’de son beş yıl içinde yaşadığım kendi deneyimlerime göre, bu eylemler, zayıflık ve yalıtılmışlık barometreleri olarak oynadıkları rol bir yana, direnişlerin sonucunu nadiren etkileyen ritüel eylemlerini temsil ediyor).

16 Temmuz’da nihayet 16,300 KMWU üyesi Pyeongtaek Kent Meclisi önünde Ssangong grevini desteklemek üzere toplandı. Gösteriden sonra fabrikaya gitmek üzere harekete geçtiklerinde ise polis yollarını kesti ve 82 işçi gözaltına alındı. Fabrika kapısına yiyecek ve su ulaştırmayı amaçlayan daha sonraki (başarısız) girişimlerden birinde de, şirket çeteleri bütün su şişelerini tek tek kırdılar.

Dananın kuyruğu 20 Temmuz Pazartesi günü koptu. Aşağıda, yüzlerce insanla birlikte, fabrikanın 3000 polis, çete ve serserinin saldırısına karşı savunulmasına yardım etmek üzere yakınlardaki Kia Motor Şirketi’nden gelen işçilerinden birisi askeri operasyonu tarif ediyor:

“Bu sabah 5.30’daki sabah vardiyasını bitirdiğimizde, bir önceki gün olduğu gibi, Pyeongtaek’e, direnişin sürdüğü Ssangyong fabrikası kapısının önüne gittik.

Sabah 9.00-10.00 civarında içleri isyan bastırma polisiyle dolu çok sayıda otobüs ve yaklaşık 20 itfaiye aracı geldi.

2 bin isyan bastırma polisi boyahane bölümü yakınlarına ulaşmaya çalışıyor, işçiler buna sapanlar ve zaman zaman da Molotof kokteylleriyle yanıt veriyorlardı. Cıvata ve vidalar atan mancınıkların 200-300 metrelik menzili vardı ve etkiliydiler. Fabrikayı savunmak için lastikler yakılıyor ve fabrikanın üstündeki göğü siyah dumanlar kaplıyordu.

Şirket su ve doğal gazı kesmişti ve işçilere tıbbi malzemeler dâhil dışarıdan gelen bütün malzemelerin önüne barikat kuruldu. Şirket işçileri yıpratarak fabrikayı kendiliklerinden terk etmeye zorlayan bir strateji izliyor gibi görünüyordu.

O gün daha sonra, polis helikopteri çatılarda çatışmakta olan işçilerin üstüne sıvı gaz atmaya başladı.”

KCTU, 21 Temmuz’da, 22-24 Temmuz arasında genel grev ilan etti ve 25 Temmuz Cumartesi günü ülke çapında sendika gösterileri yapılması çağrısında bulundu. KMWU, 22 ve 24 Temmuz’da, Pyeongtaek grevini ve sürmekte olan müzakereleri desteklemek için kısmi grevler ilan etti. Bu grevler, özellikle de KCTU’nun ciddi bir örgütlenme ve ciddi bir destek oluşturulmadan grev ilan etme alışkanlığı, dağınık ve etkisiz grevlerin yaşanmasına neden oluyor.

Fabrika kapısında polisle çatışan aynı Kia işçisi 22 Temmuz’dan sonraki olayları anlatıyor:

“20 Temmuz’dan başlayarak, 3 binden fazla isyan bastırma polisi, bir jandarma birimi ile birlikte, fabrikayı ele geçirmeye çalıştı ve işçilere dışarı çıkmaları emrini verdi. İşçiler emri reddettiler, polis 7 gün ardı ardına işgalci işçilere saldırdı ve bu saldırıya kiralık çeteler ve işten atılmayan grev kırıcısı işçiler de katıldılar.

Polis an be an ideolojik propaganda yürütüyor ve bir polis helikopteri işçilerin uyumasını engelleyip sinirlerini bozmak için alçaktan uçuş yapıyor.

Suyu ve doğalgazı kestiler, fabrikanın kapılarını insani tıbbi yardıma kapatıyorlar. (Elektrik tesisteki boya ve diğer yanıcı malzemelerin bozulmasını engellemek için kesilmedi).

Polis 21 Temmuz’dan itibaren, boyahanenin çatısında dövüşmekte olan işçilerin üzerine helikopterlerden göz yaşartıcı gaz bırakmaya başladı. Bu sıvı gaz kauçuk lastiği eritebilen toksik maddeler içeriyor.

İsyan bastırma polisi boyahane bölümüne girmeye çalışırken, elektrik veren ve çivi atan özel bir silah kullandı, grev kırıcılarsa karşı binadan sapanla saldırıyorlar.

Doğal olarak, grevi savunmak için fabrikanın önündeki sokakta polisle metal borular ve Molotof kokteylleriyle çatışıyoruz.

Temmuz sonu itibarıyla, fabrikada kalan yaklaşık 700 işçi düzenli yemek yerine tuzlu pirinç topakları yemeye ve kaynatılmış su içmeye başladılar. Birçok işçi çatışmalarda yaralanırken, mücadelelerini kararlılıkla sürdürdüler.

20 Temmuz’da, bir sendika görevlisinin eşi evinde intihar etti. Eşi işten atılmamış olmasına karşın yönetimden gelen ciddi tehditlere karşın mücadeleye katılmıştı. Eşi 29 yaşındaydı. Mücadele sırasında şu ana kadar beş kişi öldü ya da intihar etti.

KCTU, 25 Temmuz’da, Pyeongteck demiryolu istasyonu önünde bir gösteri yaptı. Bu gösteriden sonra, işçiler ve diğer katılımcılar, isyan bastırma polisiyle demir borular ve taşlarla çatışarak, Ssangyong fabrikası kapısına ulaşmaya çalıştılar. Polisin vahşi saldırısı bizi fabrika önünden geri çekilmeye zorladı. Pyeongtaek sokaklarındaki çatışmalar gece geç saatlere kadar sürdü.

KMWU olarak bizler 29 Temmuz’da 6 saatlik bir genel grev yapacağız, ama bildiğiniz gibi, bütün sendika üyelerinin böyle bir greve katılmak için harekete geçirilmesi çok zor.

Yönetimse iflasa zorlanabileceklerini iddia ederek moral kazanmaya çalışıyor.

Yönetim ve Ssangyong sendikası sivil örgütler ve kimi kongre üyelerinden gelen basıncın artması karşısında, 25 Temmuz’da bir görüşme planı yaptı. Ancak yönetim bu toplantıyı tek taraflı olarak iptal etti, bunun tek nedeninin de işçilerin hala cıvata atmaya devam etmeleri ve sendikanın ileri sürdüğü, işten çıkartmaların, işten çıkartılan bütün işçilerin ücretsiz geçici emeklilik ve rotasyona tabi biçimde çalıştırılması suretiyle durdurulması talebinin kabul edilemez bir talep olması olduğunu iddia etti.

Yönetim sendikanın verdiği tavizi reddetti ve işten çıkarmalar dışında hiçbir şey kabul etmeyeceklerini ilan etti.

27 Temmuz’da, Ssangyong işçileri, boyahanenin önünde bir basın toplantısı ve bir başka gösteri düzenleyerek, içerideki boğucu atmosferden bir süreliğine uzaklaşabildiler.

Yürüyüşte ifade edilen talepler şunlardı:

1) Polisin geri çekilmesi

2) Yönetim ve hükümetle dolaysız müzakerelerin başlaması

3) Hibrit dizel motoru teknolojisi kullanılmasının neden olduğu yasadışı atık sızıntısı ile ilgili soruşturma sonuçlarının açıklanması.

Bunu son olarak, basın açıklamasının son bölümüne atıfta bulunarak bitireceğim:

“ ….Bu itilafı diyaloga dayalı barışçı çözüm ilkesiyle çözmek için elimizden geleni yapıyoruz. Yine de bu çeşit vahşi, ölümcül baskılar sürecek olursa, ölüme kadar dövüşme kararlılığında olduğumuzu açıkça ifade ediyoruz…

Bizler buradakiler olarak dünyaya sadece işçi olarak değil insan olarak da ölmek kararlılığında olduğumuzu göstereceğiz.

Sonuna kadar savaşacağız ve haklarımızı elde edip sonunda evlerimize döneceğiz. ”

20 ile 27 Temmuz arasında yaşanan günlük çatışmalarda, çeteler ve grev kırıcıları boyahane bölümü hariç bütün fabrikayı yeniden ele geçirdiler. Yandaki binanın önünde, boyahane girişinin birkaç metre ilerisinde büyük polis yığınakları yapıldı.

Yeni müzakere sürecinin 1-2 Ağustos’taki hafta sonu yeniden kesilmesinden sonra, nihayet boyahane bölümünün elektriği de kesilerek, işgalci işçiler geceleri mum ışığı kullanmak zorunda bırakıldılar. Nihai çatışma 3 Ağustos’ta başladı ve 5 Ağustos’a kadar sürdü.

Gece boyunca 100 grevci işgali terk eti (Bunların çoğu devletin ve şirketin sergilediği şiddetin acımasızlığına dayanamamışlardı). Nihai müzakerelerde, yerel sendika başkanı işgalcilerin yüzde 52’si için erken emekliliği (yani kıdem tazminatı ile birlikte işten çıkarmayı) kabul etti, işçilerin yüzde 48’i bir yıllık ücretsiz izinden sonra, ekonomik koşullar elverdiğinde yeniden işe alınacaklar. Şirket ayrıca satış noktalarına geçen kimi işçilere de bir yıl için ayda 550,000 won ek ödeme yapacak.

İlerleyen günlerde, gözaltılar ve işçiler karşısında askıda tutulan davalarla ve şirket tarafından KMWU karşısında kazanılan 500 bin won’luk (45 bin dolar) cezayla birlikte işçilere yönelik hakaretler de tırmanışa geçti. Belirtildiği üzere, bunu Güney Kore iş yasası kapsamında mümkün olan ve geçmişte grevci işçileri büyük bir sefalete mahkum eden yeni bireysel davalar da izleyebilir. Şirket 316 milyon won (258.6 milyon dolar) zarar ettiğini ve grev nedeniyle yaklaşık 14.600 araçlık üretim kaybı yaşadığını iddia ediyor.

Hükümet ve şirket tarafından yürütülen bu kasti intikam eylemi, muhalefete bütün muhalefete yönelik genel saldırılarda açık bir tırmanma olacağını gösteriyor. Bir yıl önce, 2008 yazında, E-Land mağazalarında yaşanan 12 aylık grev yenilgiye uğradı. 10 bin çalışan arasında 2007 yazında greve çıkan işçiler başta reddettikleri sefil teklifleri kabul ederek işlerine geri döndüler. Diğerleri başka işler buldular. E-Land çalışanları defalarca oturma eylemleri ve mağaza işgalleri yaptılar ve zaman zaman grev kırıcıları mağazalara sokmaya çalışan polis ve çetelerle çatıştılar. Yine de yenilginin ardından, Ssangyong işçilerinin başına gelene benzeyen baskılarla karşılaşmamışlardı.

Hanaradang Partisi Lee Myong Bak hükümeti Güney Kore’nin ilk Asya kaplanı olarak ortaya çıktığı zafer yılları olan 1961-1979 dönemi Park Chung-hee diktatörlüğüne dek uzanan güçlü köklere sahip. Park’ın kızı, 2007’de partinin Başkan adaylığı seçimlerinde Lee’nin sadece kıl payıyla gerisinde kaldı. Daha geniş bir açıdan bakıldığında, Park diktatörlüğünün vahşi baskılarını azımsayıp görmezden gelerek, sağladığı ekonomik dinamizme odaklanan pembe gözlüklü bakış açısı, Güney Kore toplumunda 1990’ların başlarından ve özellikle Güney Kore’nin IMF kontrolü altına girdiği 1997-98 finansal krizinden bu yana yaşanan kesikli büyüme tarafından tetiklenerek daha da yaygınlaştı. (IMF’nin 57 milyon dolarlık kurtarma operasyonunun başlıca koşulları işçilerin güvencesiz koşullarda çalıştırılması konusunda önemli adımların atılmasıydı). Lee hükümeti yalnızca daha önceki Noh hükümeti tarafından dayatılan lüks gayrı menkul satışları üzerindeki vergiyi iptal etmekle kalmadı, o yıllarda toplanan vergileri de iade etti. Ayrıca Ssangyong grevi sırasında, medyanın, daha küçük ve eleştirel medya mahreçlerini ezerek az sayıda büyük tekel tarafından Rupert Murdoch tipi tekelleştirilmesine izin verecek olan ve son derece büyük itirazlar yaratan bir medya yasasını da geçirmeye çalıştı. Güney Kore’nin 1948’de, yüz binlerce solcunun öldürüldüğü, Kore Savaşı öncesindeki iç savaş sırasında kabul edilen ünlü Ulusal Güvenlik Yasası hala yürürlükte ve son dönemde sosyalist grupları sadece sosyalist oldukları ve kitap satıcılarını güya Kuzey Kore yanlısı kitaplar sattıkları için tutuklamak amacıyla kullanıldı.

Ssangyong yenilgisi sadece KMWU ulusal örgütünün daha ilk baştan itibaren müzakerelerin dar anlamda “işten çıkarmalara son” talebi merkezine odaklanmasına izin veren bir rol oynamasına bağlanamaz. (Tersine, sonunda teslimiyet belgesini imzalayan yerel sendika başkanı işten çıkarılanlar listesinde yer almamasına karşın son ana kadar işgal altındaki fabrikada kalmayı sürdürdü). Yenilgi ekonomik kriz atmosferiyle de tam olarak açıklanamaz. Bu faktörlerin her ikisi de kuşkusuz önemli roller oynamıştır. Ancak bunların inkâr edilemez nitelikteki etkisinin üstünde ve ötesinde etkili olan neden, bu yılın, Güney Kore işçi sınıfı açısından, şu anda işgücünün yüzde 50’den fazlasını etkilemekte olan geçici süreli çalışmanın yaygınlaşması nedeniyle dönemsel yoksullaşma yılı olmasıdır. (1) Yakınlardaki fabrikalarda çalışan binlerce işçi tekrar tekrar Ssangyong grevinin yardımına koştu, ama bu yeterli değildi. Ssangyong grevcilerinin yenilgisi, kahramanlıklarına ve inatçılıklarına karşın, sadece bu savunmacı çatışmalarla yetinmeyip saldırı konumuna geçmeyi hedefleyen bir direniş çizgisi etrafında yeterince geniş destek katmanlarını harekete geçirme yeteneğine sahip bir stratejinin geliştirilmesine kadar, şu anda egemen olan moralsizliği derinleştirmeye devam edecek.

(1) “The Korean Working Class: From Mass Strike to Casualization and Retreat, 1987-2007” –

ÖZET

1970’lerin ortalarından itibaren İspanya ve Portekiz’de (1974-76) ve Brezilya’da (1978-83) yaşanan gelişme modelleri gibi, Güney Kore işçi sınıfı da 1980’lerin sonlarında 1987-1990 yıllarındaki ciddi kitle grevleriyle on yıllık askeri diktatörlüğün temellerini imha etti. Grevler, kısa sürede (1990-1994) radikal demokratik sendikaların ortaya çıkmasıyla ve tüm ülkede yüksek ücret artışlarıyla sonuçlandı. Ancak, diğer örneklerde de olduğu gibi, işçi sınıfı hızla küreselleşme ve neo-liberal serbest piyasalar sloganını benimseyen “demokratik” siyasal gündemin koltuk değneği rolüne havale edildi. Aslında, grev dalgasından önce bile ancak özellikle bu dalgadan sonra, Güney Kore sermayesi zaten yurtdışında yatırımlar yapıyor ve yurt içinde neo-liberal kemer sıkma önlemlerini zorluyordu. 1997-98’de, Asya finansal krizi Güney Kore’yi IMF himayesi altına soktu ve 1980’lerin sonlarındaki hamlelerin başlıca dayanağını oluşturan Güney Kore işçi sınıfının geçici koşullarda çalıştırılmasını tırmandırdı. Bugünse işgücünün en az yüzde 60’ı en vahşi biçimlerde güvencesizleştirilerek, ani işten çıkartmalara ve işgücünün “kadrolu işçiler” olarak sınıflandırılan yüzde 10’unun aldığı ücret ve sosyal hakların yarısı ya da daha azı kadar ücret almaya mahkûm edilmiş durumda. 1990’ların radikal demokratik sendikalarının bürokratik kalıntıları bugün bu işçi sınıfı seçkinlerinin yerilen kurumsal örgütlenmelerine dönüşürken, kadrolu ve geçici işçiler arasında neredeyse sermayenin kendisine karşı yaşananlar kadar çok mücadele yaşanıyor.

[Libcom’daki İngilizce orijinalinden Sendika.Org tarafından çevirilmiştir]